Okumayı Biliyor musunuz?

Sağlık, başarı ve kişisel gelişim kaynaklarını tek bir e-posta ile al.

Şu anda burada olduğunuza göre, en az bir dilde okumayı öğrenmişsiniz demektir. Büyük bir ihtimalle de büyük çoğunluğunuz, daha 7 yaşınızı bile bitirmeden bu işi halletmişti, değil mi? 

Ama gerçekten nasıl okuyacağınızı biliyor musunuz ? Daha da önemlisi, gerçek okuma diye bir şey var mı? 

Okumak sadece, dikkatinizi belirli bir amaca odakladığınızda size bir şeyler kazandırabilir. Ve bir de kendinizi yazılı olarak düzgün ifade edebilmenizi sağlar.

Günümüz dünyasında her alanda şiddetli bir rekabet var. Kazanmak için oynayan herkes, her yerde başkalarının sahip olmadığı bilgileri arıyor. Ve maalesef bu da çoğu zaman, saçma sayıda internet sitesini takip etmeye çalışmak ve bu sitelere abone olmak anlamına geliyor.

Çok çeşitli kaynaklardan yeni bilgiler aramak takdire şayan olsa da, bunun bize mutlak bir avantaj sağladığını söylemek çok zor. 

Zira internetteki ikinci sınıf metinleri okumaya çalışmak, harcanan zaman, enerji ve üstüne yarattığı kafa karışıklığı hesaba katıldığında, katkıdan çok zarar veriyor.

Çoğu kişi okumuyor; sadece tarıyor

 

İnsanların çevrimiçi ortamda verimli olacak şeklide okumadıklarını biliyoruz. 

Çok büyük bir çoğunluk, metnin bütününü sindirmek yerine, iştahla tüketilecek ilginç bilgi parçalarını tarıyor ve bunu yaparken eğlenmek istiyor.

Üstelik, bu durum sadece nispeten uzun makaleleri okurken değil, sosyal medya platformlarında yapılan gönderi ve yorumlarda da açıkça seziliyor.

Çevrimiçi bir ortamda yayınladığınız bir metnin (Tweet’ler dahil),-açıkça belirttiğiniz halde- ana fikrinin aslında hiç anlaşılmadığı  belli olan, “duyarlı”yorumlarla mutlaka siz de karşılaşmışsınızdır.

Birisinin bir metni okumadığını veya daha fenası okuduğu halde hiç anlamadığını hemen anlarsınız, metni gerçekten okumuş olanlar da anlar…

Zaman zaman hepimizin başına gelse de, sürekli olarak bu insanlardan biri olmak istemezsiniz.

İster bir makalede ister yorumda olsun, hakkında yazmayı seçtiğiniz bir konuyu kavrayamadığınızı rutin olarak göstererek, dikkatlerini çekmek istediğiniz Insanları kaybedersiniz . Çünkü bu güvenilirliğinizi azaltır.

Ayrıca, yüzlerce manşeti taramaktan ve sadece eğlenmek için okumaktan başka bir şey yapmıyorsanız, dezavantajlısınız demektir. 

Çünkü, sektörünüzdeki biri, daha güncel kalabilmek ve gelişmek için muhtemelen kitap okuyor. Ve bunu derinlemesine yapıyor. Ya da bu makaleyi okuduktan sonra okuyacaklar.

Bilgi ve anlayış

 

İnsanlar genellikle öğrenmeyi bir bilgi toplama ve saklama süreci olarak düşünürler. 

Aslında bunun adı, ezberlemektirBilgiyi hatırlayabilmek ve yeniden ortaya çıkarabilmek, anlamak ile karşılaştırıldığında düşük seviyeli bir öğrenme sağlar.

Elbette okuduğunuz metnin belirli bir konuyu açıklayabilecek düzeyde bütünlüğe ve orjinalliğe sahip olduğunu öngörerek bunu söylüyorum. Zira, oradan buradan toparlanan reklam metinlerinden ve makalelerden kesilerek düzensizce hazırlanmış bir yazının, size aradığınız şeyi vermesi beklenemez.

Öte yandan, diyelim ki okuduğunuz her şeyi bir defada anlayabiliyorsunuz. Bu durumda gerçekten yeni bir şey öğrenmiş oluyor musunuz?

Aslında iç görümüzü geliştiren, anlaşılması daha zor olan şeylerdir. 

Başka bir deyişle, bir konuda gerçek bir öğrenme sağlamak istiyorsanız, her hangi bir metne bağlı kalarak, talimatları öğrenmenin ötesine geçmeli ve iyi okumayı benimsemelisiniz.

Bunu da ancak, keşiflerle anlayışınızı geliştirerek yaparsınız .

Örneğin, bilgi dolu zorlu bir kitap okuduğunuzda, yazılanların hepsini anlayabilirsiniz. Ancak konuyu tamamıyla bildiğinizi iddia edemezsiniz.

Bu noktada öncelikle, tekrar kitaba dalabilir ve daha dikkatli okuyabilirsiniz. Daha sonra ek kaynaklara yönelebilir ve diğer kitapları okuyabilirsiniz. 

Önemli olan tek şey, birine sormak yerine öğrenmek için gerekeni kendinizin yapmasıdır. Gerçek öğrenmeyi garantileyen tek şey, işte bu süreç…

Bu yüzden, bir dahaki sefere zorlu bir makale okuduğunuzda, bazı noktalarda net değilseniz:

  1. İlk eğiliminiz yorumlarda bir soru sormak olabilir, bunun yerine lütfen yazıyı tekrar okuyun.
  2. Hala net değilse, çözüp çözemeyeceğinizi görmek için kendi başınıza biraz araştırma yapın. 
  3. Bu aşamada, farklı bir anlayış düzeyine ancak ulaşabildiniz ve muhtemelen yazarla anlamlı bir diyalog kurabilirsiniz.

Öğrenmek önemli ve faydalıdır. Ancak gerçek anlayış, yol boyunca kendi keşiflerinizden gelir.

Dört okuma seviyesi

 

Mortimer J. Adler’in 1972’de güncellenen ve bugün hala geçerli olan Kitap Nasıl Okunur isimli kitabında, dört okuma seviyesini tanımlanır:

  • Temel Okuma
  • Muayene Okuması
  • Analitik
  • Sintopik

Bu okuma seviyelerinin her biri kümülatiftir. Daha önceki seviyelerde ustalaşmadan daha yüksek bir seviyeye ilerleyemezsiniz.

1. Temel okuma

Uygun bir şekilde adlandırılmış olan ilk okuma, okuryazar olmak demektir ve genellikle ilkokul yıllarında elde edilir. Bu aşamayı hepimizin atladığını var sayıyorum.

2. Muayene okuması

Tarayarak gözden geçirme ve yüzeysel okuma, uygun bir amaca hizmet eden aktif bir süreç olarak yaklaşıldığı sürece kötü değildir. İki tipi vardır:

1. Gözden geçirme

Bu, dikkatlice okumak isteyip istemediğinizi görmek için bir blog gönderisini taramayla eşdeğerdir.

Başlığı, alt başlıkları kontrol ediyorsunuz ve ilgiyi ölçmek için seçmeli olarak içeriğe girip çıkıyorsunuz.

Aynısı bir kitapla da yapılabilir. İçindekiler listesini ve her bölümü inceleyin, ancak bunu yapmak için kendinize belirli bir süre vermeniz gerekir.

2. Yüzeysel Okuma

Yüzeysel okuma, düşünmeden  sadece okumaktır.

Bundan bir şey alınamayabilir. Yine de endişeye mahal yok, çünkü konu değerliyse, temelde kendinizi daha yüksek bir düzeyde bir yeniden okumaya hazırlıyorsunuzdur.

Muayene okumasında durmak, yalnızca malzemeyi kullanmıyorsanız uygundur. Ne yazık ki bu, bazı insanların okumak sandığı şeydir.

3. Analitik okuma

 

Bu okuma seviyesinde, yüzeysel okumanın ve salt bilgi emmenin ötesine geçersiniz. Artık eleştirel zihninizi metnin ötesindeki anlamı ve motivasyonu araştırmak için meşgul etmeye başlarsınız.

Bir kitabı gerçek anlamda anlamak için şunları yapmalısınız:

  1. Konuyu bir bütün olarak tanımlayın ve sınıflandırın
  2. Ana parçalara ayırın ve bu bölümleri ana hatlarıyla belirtin
  3. Yazarın çözmeye çalıştığı problem (ler) i tanımlayın
  4. Yazarın terimlerini ve anahtar kelimelerini anlayın
  5. Yazarın önemli önermelerini kavrayın
  6. Yazarın argümanlarını bilin
  7. Yazarın amaçlanan sorunları çözüp çözmediğini belirleyin
  8. Yazarın bilgisiz, yanlış bilgilendirilmiş, mantıksız veya eksik olduğu yerleri gösterin

Yaptığınız muayene okumasının, analitik bir okuma için mükemmel bir zemin hazırladığını fark edeceksiniz. 

Ancak şu ana kadar, sadece tek bir kitap okumaktan bahsettik.

En yüksek okuma seviyesine ise, ancak aynı konu hakkında birkaç kitabın karşılaştırmalı olarak okunması ile geçilir. Bu, elde edilen bilgileri sentezlemenizi sağlar.

4. Sintopik okuma

 

Herkesin bir konuda beş kitap okuyup uzman olabileceği söyleniyor. 

Bu doğru olabilir, ancak bu beş kitabı nasıl okuyacağınız büyük bir fark yaratacaktır.
Bu beş kitabı analitik olarak okursanız, beş yazarın söyledikleri konusunda uzman olacaksınız. 

Sintopik olarak beş kitap okursanız, bu alanda kendi benzersiz bakış açınızı ve uzmanlığınızı geliştirirsiniz.

Başka bir deyişle, sintopik okuma, mevcut uzmanlarla ilgili değildir. Sizinle ve çözmeye çalıştığınız problemlerle ilgilidir.

Bu anlamda, okuduğunuz kitaplar, daha önce hiç var olmayan bir anlayış oluşturmanıza izin veren basit araçlardır. Yeni bağlantılar ve yeni içgörüler oluşturmak için bu kitaplardaki bilgileri kendi yaşam deneyiminiz ve diğer bilgilerinizle birleştirirsiniz.

İşte sintopik okumanın beş adımı:

1. İnceleme

İnceleme okuması, sintopik okuma için kritiktir.

Sonsuz kitap denizinden okumanız gereken beş (veya 15) kitabı hızlı bir şekilde belirlemelisiniz. Böylece, odak noktanızı tatmin eden ilgili bölümlerin ve bağlantıların da farkına varırsınız.

2. Asimilasyon

Analitik okumada, yazarın sanat terimlerini ve anahtar kelimeleri tespit ederek yazarın seçtiği dili tanımlarsınız. 

Bu sefer, ister seçtiğiniz bir yazarın diliyle, ister kendi terminolojinizi oluşturarak, diğer yazarların söylediklerini, seçtiğiniz anahtar sözcüklerle özümsersiniz.

3. Sorular

Bu sefer, odak noktası, her yazarın çözmek istediği sorunların aksine, yanıtlanmasını istediğiniz sorular (çözülen sorunlar) üzerinedir.

Bu, belirli bir yazarın sorularınızdan birine doğrudan yanıt vermemesi durumunda çıkarımlar yapmanızı gerektirebilir. Herhangi bir yazar, sorularınızdan herhangi birine cevap vermezse, inceleme aşaması başarısız olmuş demektir.

4. Sorunlar

İyi bir soru sorduğunuzda, bir sorun belirlersiniz.
Uzmanların aynı soruya farklı veya çelişkili yanıtları olduğunda, mevcut literatüre dayalı olarak bir konunun tüm yönlerini detaylandırabilirsiniz.

Bir konudaki birden fazla perspektifi anladığınızda, konuyu akıllıca tartışabilir ve kendi sonucunuza varabilirsiniz. 

5. Görüş

Sintopik okuma yoluyla “hakikati” belirlemek esas mesele değildir.

Değerli olan, aynı kök bilgiyle ilgili rakip bakış açıları arasındaki farklarda yatar ve artık uzmanlarla yapılan bir tartışmada kendi düşüncelerinizi koruyacak kadar bilgili olursunuz.

Kazanmak için zorlu bir okuyucu olun

 

Okumanın özü, bilgiyi özümsemekle ilgili değildir. Soru sormak, cevap aramak, çeşitli cevapları anlamak ve kendinizin karar vermesiyle ilgilidir.

Tüm bunların kulağa çok fazla iş gibi geldiğini düşünüyorsanız, ne diyebilirim ki?… Haklısınız. Ancak şunu aklınızdan çıkarmayın:çoğu insan bunu yapmaz. Oysa farkı yaratacak olan budur.

Görüşürüz,

Melis

Daha sağlıklı, başarılı ve mutlu yaşa. Bize katıl

Satış Baskısı, Spam Yok ve İstediğiniz Zaman Aboneliğinizi Bitirebilirsiniz