Hayatınızın İşini Tanımlamak için 4 Kural

Sağlık, başarı ve kişisel gelişim kaynaklarını tek bir e-posta ile al.

İster üniversiteden yeni mezun olmuş bir genç olun, ister kariyer değişikliğine karar vermiş bir profesyonel, herkes için kariyer konusunda sorulması gereken soru şudur: 

Zamanınızı Ne için feda ettiğinizi ve acı çektiğinizi biliyor musunuz? Tüm bu yıllar boyunca ertelediğiniz güzelliklere değecek “profesyonel bir çağrınız” var mı?

Kafanızı kaşıyorsanız, umutsuzluğa kapılmayın; hemen bir cevap bulmanız gerekmez. Burada,  rehberlik etmesi için aklınızda bulundurmanız gereken dört kural öneriyorum.

KURAL 1: İş, Ödül Olmalıdır

 

İnsanların kariyerlerinde yaptıkları en büyük hatalardan biri, işi öncelikle, bir amaç için kullanılacak araç olarak görmektir. Bu amaç ister para, ister güç ya da prestij olsun, işin bunun için araçsallaştırılması mutsuzluğa yol açar. 

Orta yaş krizi terimini icat etmesiyle ünlü olan psikolog Elliott Jaques’in aşağıdaki sözlerinden çıkardığı sonuç, bu bakış açısının anlaşılması açısından oldukça etkilidir. Jaques şöyle der:

 “Şimdiye kadar hayat, ufukta başka hiçbir şey olmadan sonsuzluğa doğru yükselen bir eğriydi. Şimdi aniden tepenin zirvesine ulaşmış gibiyim ve ileride uzanan yokuşun sonu görünür durumda. ” 

Çünkü, kariyerinde yıllarca harika bir ödül kazanmak için çalışmıştır. Ve sonra aniden, önünde pek de bir ödül olmadığını fark eder; sadece yaşlanma ve ölüm…

Kariyeriniz, sadece bir amaç için araç olduğunda, karşılığını alsanız bile tatmin edici olmayacaktır. Bu hatayı yapmayın. Elbette işiniz size her gün neşe ve doyum vermeyecek. Bazı günler hiç tatmin edici olmayacak. 

Ancak doğru hedeflerle (mesela başarı kazanmak veya başkalarına hizmet etmek gibi) işin kendisini ödülünüz haline getirebilirsiniz.

KURAL 2: İlginç Bir Kariyer, Eğlenceli Bir Kariyerden Daha İyidir

 

Kariyerimize yön vermekle ilgili şu iki tavsiyeden birini her yerde duyuyoruz değil mi? 

 “Amacınızı bulun”  veya “Sizi mutlu eden sevdiğiniz işi bulun ve hayatınızda bir gün bile çalışmayın.” 

Peki. Ama bunlardan hangisi daha iyi bir tavsiye? Kariyerimizi inşa ederken bir amaç mı yoksa eğlence mi aramalı? Bu iki kavram bir araya getirilebilir mi?

Bir grup Alman ve Amerikalı bilim insanı bu soruyu 2017’de cevaplamaya çalıştı. 

Kariyer hedefi “zevk almak” olan kişilerin iş tatminini, kariyer hedefi “yaptığı işin anlamını bulmak” olanlarla karşılaştırarak, “İş Tutkusu Takip Anketi” adını verdikleri bir anket oluşturdular. 

Araştırmacılar, örneklemlerindeki 1357 kişide, eğlence arayanların işlerine daha az tutku duyduklarını ve anlam arayanlardan daha sık iş değiştirdiklerini buldular.

Bu durumda sanırım bir kariyerin yönünü bulmak için mutluluk kavramının içinde bulunan iki elementten de bahsetmek gerekiyor: hedonia ve eudaimonia . Hedonia kendini iyi hissetmekle ilgilidir; eudaimonia ise, amaç dolu bir yaşam sürmekle ilgilidir. 

Aslında ikisine de ihtiyacımız var. Eudaimonia’sız Hedonia boş zevke dönüşür; Hedonisiz eudaimonia ise kuruyabilir. 

Dolayısıyla profesyonel bir kariyer inşasında, “eğlenceli ve anlamlı” olmak arasında bir dengeye sahip olan işleri aramamız gerektiğini düşünüyorum.

Keyifli ve anlamlı olmanın kesişim kümesini bulmak ise aslında oldukça basit. Bunu, yaptığınız şeye gösterdiğiniz ilgi ile test edebilirsiniz.  

İlgi, birçok sinirbilimci tarafından beynin limbik sisteminde işlenen pozitif bir birincil duygu olarak kabul edilir. 

Dolayısıyla:

“Sizi gerçekten ilgilendiren bir şey son derece zevklidir; aynı zamanda ilginizi çekmesi için bir anlamı olmalıdır.”

Yani “Bu iş benim için çok mu ilginç?” sorusu kariyerinizi şeklillendirirken  yararlı bir turnusol testi olabilir.

KURAL 3: Bir Kariyer Düz Bir Çizgi Olmak Zorunda Değildir

 

Günlerimiz “girişimcilerin başarısına tapan” bir kültürün içerisinde geçiyor. Medya, dev teknoloji şirketlerinin (nispeten) genç kurucularını adeta mitolojik  tanrılara dönüştürmüş durumda.

Bu insanların servetleri, hedefleri ve elde ettikleri başarıları kadar, ne yiyip içtikleri ya da o gün ne giydikleri bile sürekli bize servis ediliyor. 

Böylece hepimizin kafasında şöyle bir girişimci tasviri oluşuyor: 

“Tek bir kalıcı tutkusu için, her tür kişisel bedeli ödemeye hazır ve gereken bedeli ödediğinde, muazzam bir serveti hak etmiş kişi” 

Ancak bu tasvir, bu insanların mutlu, tatmin olmuş ve gelişmiş hissedip hissetmediğini açıklamıyor. 

Güney Kaliforniya Üniversitesi’ndeki akademisyenler kariyer modellerini incelediler ve dört geniş kategori buldular. 

  1. Doğrusal Kariyer: Her şeyin diğer her şeyin üzerine inşa edildiği, istikrarlı bir şekilde yükselen doğrusal kariyerler. “Kurumsal merdiven” kavramı çok doğrusaldır. Bu aynı zamanda milyarder girişimcinin modelidir.
  2. Kararlı durumdaki kariyerler: Bir işte kalmayı ve uzmanlıkta büyümeyi içerir. 
  3. Geçici kariyerler: İnsanların işten işe atlayarak yeni zorluklar aradıkları mesleklerdir. 
  4. Sarmal kariyerler: İnsanlar yıllarca bir meslekte gelişmek için zaman harcıyorlar. Bir süre sonra yenilik arayışına girip alanlarını değiştiriyorlar. Ancak bu değişikliği sadece yenilik için değil, aynı zamanda önceki kariyerlerinin becerilerini geliştiren işler için de yapıyorlar.

Peki hangisi en iyisi? Bu size bağlı: zevkleriniz, kişiliğiniz ve hedefleriniz ile ilgili.Herhangi birini arzulayabilirsiniz. Şahsen kendi kariyerim, Sarmal Kariyer’e uyuyor. 

Bu, profesyonel bir dergi editörü olarak 5 yıl, şehir plancısı olarak 6 buçuk yıl, ve şimdi son 4 buçuk yıldır web’te iki platformun genel yayın yönetmenliğini, içerik oluşturmayı, metin yazmayı ve web küratörlüğünü içeriyor. 

Benim için önemli olan her zaman, daha çok zevk aldığım profesyonel maceralar, kazandığım beceriler ve hayatıma dokunan insanlardı.

KURAL 4: Sağlıksız Tutkulara Dikkat Edin

 

Beni yakından tanıyan insanlar genellikle neden edebi bir roman yazmaktan vazgeçtiğimi soruyorlar.

Dokuz yaşımdan beri bir şeyler yazıyorum. Ve o zamandan beri bunları bir şekilde insanlara okutmayı başardım. Bundan bir kaç sene önce yazdıklarımı profesyonel bir geliştirici roman editörüyle paylaştım. 

Son derece yüreklendirici ve onore edici tutumuna rağmen, haklı eleştirilerini yazdıklarıma uyguladıkça aslında mutsuz olduğumu hissetmeye başladım. Yazdıklarım her geçen gün ciddi bir yayınevi tarafından basılma noktasına doğru ilerlemesine rağmen, bir şeyler doğru gitmiyordu. 

Yazarken acı çekiyordum; çünkü asla yeterince iyi olmadığımı hissediyordum. Yazmadığım zaman acı çekiyordum; çünkü rutin yazmaya devam etmediğim için kendimi suçlu hissediyordum. 

Geriye dönüp baktığımda, edebi bir roman yazmaya olan aşkımın takıntılı olduğunu ve sorunun bu olduğunu görüyorum. 

Bir süre sonra bu konuyla ilgili şöyle bir bilgiye rastladım:

2003 yılında Kanadalı araştırmacılar , işleri de dahil olmak üzere tutkulu oldukları farklı faaliyetlerde bulunan 900 kişiyi incelemişlerdi . Ve sonuçta “Uyumlu Tutku” ve “Takıntılı Tutku” diye adlandırılan iki tür tutku türü keşfettiler.

Aktiviteleri için “uyumlu tutku” ya sahip olanların, o faaliyeti yaparken pozitif ruh hali, iyi konsantrasyon ve “akış durumu” yaşadıklarını gözlemlediler . Ama aynı zamanda faaliyete katılmadıklarında da insanların kendilerini iyi hissettiklerini saptadılar. 

“Takıntılı tutku” ise yoğun ilgi ile karakterize edilirken, aktivite sırasında olumsuz ruh hali ve zayıf konsantrasyonun yanı sıra aktiviteye katılmadığında mutsuzluğa neden oluyordu.

Bu kural, Kural 3’ü rafine ediyor. Evet, yoğun olarak ilgilendiğiniz bir şey arayın. Ancak daha da ileri gidin ve “İlgi alanım takıntılı mı yoksa uyumlu mu? Bu iş veya kariyer içimdeki en iyiyi ortaya çıkarıyor mu? Beni daha mutlu, daha iyi bir insan mı yapıyor yoksa bunun peşinde koşarken hayatın sunduğu diğer önemli şeyleri ihmal ediyor muyum? ” diye sorun.

Özetle, kariyerimizin nasıl olması gerektiği, ilk aklımıza gelen veya dünyanın bize söylediği şey olmayabilir; mutlu bir ömür sürmek için üzerinde çalışmak ve kafa yormak gerekiyor.

Görüşmek üzere,

Rafineri, Melis

 

Daha sağlıklı, başarılı ve mutlu yaşa. Bize katıl

Satış Baskısı, Spam Yok ve İstediğiniz Zaman Aboneliğinizi Bitirebilirsiniz